ZİHİN BEDEN İLİŞKİSİ

Dünya Sağlık Örgütü  sağlığı ; fiziksel, zihinsel ve sosyal açıdan iyi olma durumu olarak tanımlar.

İnsanlar utandıkları zaman yüzlerinin kızarmasına, korktuklarında kalplerinin hızlı atmasına , kötü bir haber aldıklarında ellerinin ayaklarının tutmamasına şaşırmazlar. Yalnızlık ve üzüntü gibi zihinsel kavramların da bedenleri üzerinde etkili olduğunu kabullenmeye hala yanaşmıyorlar. Birisi size limonu anlattığında ortada limon olmamasına karşın zihninizdeki limon imajına bedeniniz tükürük salgısını artırarak yanıt verir.

Beden ve zihin birbirinden bağımsız hareket eden iki ayrı sistem değil, hem içsel , hem dışsal etkilere  tepki veren tümleşik bir bütündür. Düşüncelerimiz ve duygularımız fiziksel sağlığımız üzerine doğrudan etki eder. Aynı şekilde bedenimizde yaşanan fiziksel etkilerde  zihinsel ve duygusal durumumuzu etkiler.

Zihnin fizik beden üzerindeki etkileri çeşitli semptomlarla ortaya çıkar. Ağzı kapalı bir pet şişeyi sıktığınızı düşünün. Ne olur? Pet şişedeki su dışarı çıkacak bir  yer bulmak zorundadır. Şişe en zayıf yerinden patlar. Şimdi söz konusu şişenin bedeniniz olduğunu düşünün. Baskı altındasınız ve psikolojik ya da duygusal stres yaşıyorsunuz ancak kapağınızı açmıyorsunuz. Yani olup bitenleri anlamaya , içsel çatışmalarınızı çözmeye ve rahatlamaya gayret etmiyorsunuz. Peki , bu durumda içinizde büyüyen zihinsel ya da duygusal basınç ne olacak ? dışarı çıkmanın bir yolunu arayacak ve en zayıf olduğunuz yerden patlayacak . Bu nokta sindirim sisteminizde olabilir, bağışıklık sisteminiz de , uyku düzeniniz de. İçinizde ki bu duygular bastırıldığı veya yok sayıldığı sürece hastalıklara , depresyona, bağımlılıklara ve anksiyeteye dönüşecek ve kendisini düşmanca duygular , suç , önyargılar ve saldırgan davranışlarla gösterir.

Kişinin kendi kendine  bu tür bir sorgulamaya girmesi kolay değil. Çoğumuz doğal olarak yakalandığımız hastalıkların kendi duygularımız, düşüncelerimiz ya da davranışlarımızdan değil dış etkenlerden kaynaklandığına inanmayı tercih ederiz. Hastalığın genetik olduğu , hava kirliliği veya elektromanyetik kirlilik  gibi nedenlerden olduğunu düşünmek isteriz. Hastalığımızda  bizim hiçbir payımız yoktur !.. Bizler çaresiz masum kurbanlarızdır. Kurbanı oynamak daha kolaydır.

Üstelik bunca zamandır bedenlerimizin içinde yaşıyor olmamıza rağmen , işler ters gittiği andan itibaren  , ona tamamen yabancıymışız gibi davranma eğilimine gireriz. 

Fiziksel belirtiler, bir şeylerin dengesinin bozulduğunun ilk işaretleridir. Ancak bunun psikolojik yada duygusal sorunlardan  kaynaklanıp kaynaklanmadığı ilk bakışta anlaşılamaz. Genellikle fiziksel sorunların psikolojik ve duygusal sorunlar yarattığı, tersininse çok geçerli olmadığı düşünülür. Oysa yakından incelendiğinde karşılıklı bir etkileşimin olduğu görülür.

Çok azımız bedenimize saygı ve sevgiyle yaklaşırız. Çoğumuz daha ince, daha zayıf , daha az çilli olmayı dileriz. İsterseniz arkadaşlarınıza bedenlerinin şu anki durumunu gerçekten sevip sevmediklerini sorun. Bedeninden tümüyle memnun olanını bulamazsınız. İşte bu duygu ve düşüncelerinizin etkileri fizik bedeninizde ortaya çıkacaktır. Düşünce , tüm bedeninize yayılan bir enerjidir.

Bedeninize baktığınızda kendinizi kötü hissetmemizin nedeni , kendimizi  bize güzel olduğu öğretilen bedenlerle ve ölçülerle kıyaslamamızdır. Toplum bizi belirli kalıplara uymaya zorlar.Kendi değerimizin farkına varabilmemiz için öncelikle kendimizi önyargısız, korkusuz bir şekilde tanımaya çalışmalıyız.

Duygularınızı inkar etmeniz , hem kendinizi hem çevrenizdekileri iyi olduğunuza ikna etmeniz mümkündür. Bir zaman sonra rol yapmaya ve yüzümüzdeki maskeye  o kadar alışırsınız ki duygularınızı bulup çıkartmak imkansız hale gelir. Tam bir dürüstlüğe dayalı ilişkiler kurmak ve sürdürmek kolay değildir!..

Eğer farkına varabilirsek  hastalıklar bize davranışlarımızı ve yaşam biçimimizi gözden geçirme fırsatı verir. Kendimizi daha derinden tanımamıza yardım eden bu süreç, belirtilerin anlamlarını kavramamızla başlar .Eğer hastalık sürecindeki belirtilerin zihinsel ve duygusal anlamlarını iyi kavrayabilirsek , eski alışkanlıkları bir yana bırakarak yeni bir insan haline gelebiliriz.  İyileşmeyi gerçekten istememiz gerekir. Maalesef hastalık sürecinin ikincil kazançlarından (etrafın ilgi ve alakası, sorumluluklarından kaçmak vs)  dolayı bir kişinin hasta olması her zaman iyileşmeyi istediği anlamına gelmez.

 



Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam14
Toplam Ziyaret152060